Meslek büyüğümüzü, ustamızı, çınarımızı kaybettik
 28 Şubat 2015, Cumartesi

Yokluğu aklımıza bile gelmeyen koca çınar Yaşar Kemal'i kaybettik. Yaşar Kemal, bizim için bir rehberdi. Gazetecilik yıllarında yazdığı röportajlar mesleğimizin zirvesiydi ve bizlere hedef oldu. 

Yaşar Kemal Antalya'da yoksul köylünün yanan ormanlarını söndürmeye çalışırken de Hasankale depreminde ölenlerin cenazesini kaldırırken de Van'da mağaralarda yaşayanların hayatına ortak olurken de gazetecilik yapıyordu. Gazetecilik yaparken yaşıyor, insanca bir yaşam için yazıyordu. 

Yaşar Kemal, ilkelerimizi hayata geçiren, halkı için haberler, röportajlar, şiirler, efsaneler yazan bir koca çınardı. Onun gölgesinde olmaktan hep mutluluk duyduk. Bize bıraktıkları halk sevgisi ve umut oldu. Emanetlerine sahip çıkmak en önemli görevlerimizden olacak.

Büyük usta, 2011 yılında ÇGD Onur Ödülünü almayı kabul etmiş, bizi onurlandırmış ve bize bir mektup göndermişti. O mektubu bir kez daha paylaşıyor ve tüm halkımıza bu büyük kayıp karşısında sabırlar diliyoruz.  

ÇAĞDAŞ GAZETECİLER DERNEĞİ GENEL YÖNETİM KURULU

ÇAĞDAŞ GAZETECİLER DERNEĞİ ANKARA ŞUBE YÖNETİM KURULU

-----

Beni bu ödülle onurlandırdığınız için teşekkür ederim.  Bugün sizinle birlikte olamadığım için üzülüyorum.  Yine de,  fırsat buldukça birçok yerde söylediğim, yazdığım düşüncelerle karşınızdayım.

1952 yılının son günlerinde Aşık Veysel’i görmeye gitmiştim, köyüne.  Tam dönecekken büyük bir deprem haberi geldi, 3 Ocak 1952, Erzurum, Hasankale yerle bir olmuş.  Yakında olduğum için ilk giden gazeteci ben oldum. Çok büyük acılar yaşanıyordu.  Depremden sağ çıkanlar eksi 30 derecede incecik çadırlarda yaşam savaşı verirken çoğu ‘keşke ölseydik, bu halimizden daha iyi olurdu’ diyordu.  Taş kesilmiş insanlar, donmuş toprak, gömülemeyen ölüler ve bilen bilir anlatılmaz bir koku…  Sakıp Hatunoğlu adında bir arkadaşla birlikte dolaşıyorduk. Bir donmuş bebek gördük, yaşıyor gibiydi.  Ben röportajları aktarıyorum telefonla, gazete filan gördüğümüz yok.  Günler sonra elimize gazete geçti, benim röportajda o bebeği anlatmışım.  Okurken önce arkadaşım ağlamaya başladı, sonra ben… O gün bir kez daha anladım sözün gücünü.  
Basının gücü sözün gücüdür.  Onun için de basın her zaman büyük baskı altında kalmıştır. Yazarları, gazetecileri, gazeteleri satın alma o batan Osmanlıdan kalma bir gelenektir. Daha da yoğunlaşarak sürüyor. 
Her darbe döneminde kimi görsem, kiminle konuşsam, “İyi yapmıyorsun,” derlerdi. “Bugünlerde yazı yazılır mı, söz söylenir mi? Azıcık sabret canım, ne oluyorsun? Sana yazık değil mi? Sonra, ne yazacaksın bu koşullar altında, neyi nasıl söyleyeceksin? Haydi sen söyledin, çalıştığın gazete koyabilecek mi? Çalıştığın gazete kapatılmayı, ekonomik baskıları göze alabilecek mi? Ya gazetede çalışanlar ne diyecekler, gazete kapatılıp onlar işsiz kalınca, yüzlerine nasıl bakacaksın?” 
Bizde basından gereğinden fazla korkuluyor. Basın da kendisinden korkuyor. O da kendi kendini eleştiremiyor.  Gazetecilik bir yaratıcılıktır.  Gazete, okuyucusunu kendi yetiştirir. Politika bir dedikodu arenasına dönerse, gazeteler de gece gündüz aynı kişilerin aynı tür sözlerini, dedikodularını, küfürlerini yazar,  bol üstsüz, bol bol ilanla gazete yerine cıncık boncuk verirse milleti canından bıktırır.

Gazete haber verir. Gazete öğretir. Gazete okuyucunun nabzına göre şerbet vermez. Gazete okuyucularını kışkırtmaz. Kol gibi harflerle manşetler vererek, bir spor karşılaşmasını en büyük ulusal olay durumuna sokmaz. Kürt sorunu gibi büyük ulusal sorunlarla oynamaz.  Doğa kırımı gibi ülkenin geleceğiyle ilgili konularda gerçekleri saptırmaz.  
Basın zanaat değil sanattır, yaratıcılıktır, dirençtir. Basın hiç bir çıkarın yanında olmamalıdır, kendi çıkarı olsa bile.  İşte basının özgür olması budur.

Özgürlük düşüncesi sınırsızdır. Basın, dünyamızdaki pek çok kötülüğün bilinmesini, duyulmasını sağlayarak önemli savaşımlar vermiştir,  kahramanlar yetiştirmiştir. 

Düşünceyle uğraşmak, düşünceye önem vermek baskıcı düzenlerde her insanın başını belaya sokuyor. Bugüne kadar basın şöyle bir doyasıya özgürlük yüzü göremedi. Hep baskı, hep baskı, hep satın alma... İşte bugünlere geldik.
Hani eskiden bir güç vardı, ona ilerici güç diyorduk ya hepimiz karanlık bir duvarın önüne geldik başımızı son hızla vurmak üzereyiz. Yargı mekanizması adalet yerine öfke ve korku kaynağı olursa işte bir ülke böyle olur.

Hapisane kötüdür, ölüm gibi. Bilincine varınca, düzleşir, olağanlaşır. İnsan soyunu zulüm kadar hiçbir şey küçültmez. Ne derler, zulmün artsın ki tez zeval bulasın... Zulüm aşağılık, insanlık dışı bir şeydir, ölümden de beterdir. Bilincine varınca olağanlaşır. Hepsinden beteri de insan soyunun yakasına yapışmış korkudur. İnsan korkusunun üstüne yürüdükçe, korku azalır, gücünü yitirir, insan soyu korkuda çürümez.  Zulüm zulüm değildir aslında, zulüm korkudur. Her şeyin temeli, beteri korkudur. 
Diyorum ki, korkulmasın, bugünkü, bu gelip geçici duruma bakıp umutsuzluğa düşmenin bir gereği yok... 
Bugün hapisanelerde, mahkeme kapılarında veya mahkeme kapılarına gitmeyi beklerken mesleğinin ve insanlık onurunun hakkını verenler var.  Onlar ve onların hakları için omuz omuza yürüyen,  sesini yükseltenler insanlığımızın daha bitmediğini, vurdumduymazlığımızın bizi öldürücü hale getirmediğini kanıtlıyorlar.

İnsanoğlu umutsuzluktan umut yaratandır.  Demokrasiyi yaratmak insanlığın büyük gücü olmuştur. Çok söyledim, tekrar söylüyorum. Ya demokrasi ya hiç…  Ve Türkiye ‘hiç’e layık değildir.

Selam olsun düşünce özgürlüğü ve insan hakları için direnen meslektaşlarıma. Selam olsun, korkunun üstüne yürüyenlere.  Selam olsun insanlık toptan tükenmedikçe umudun da tükenmeyeceğini gösterenlere.  İnsan soyu içinde en güzelleri, en kutsanacak olanları onlardır.
 
Yaşar Kemal



 Cumhurbaşkanı ve iktidar yargıyı kullanarak gazeteciliği yasaklama peşinde
 22 Şubat 2015, Pazar

Can Dündar ve Kemal Göktaş’a açılan davalar tüm medyaya tehditdir.

Cumhurbaşkanı R.Tayyip Erdoğan ve iktidar yöneticileri yargıyı da kullanarak adeta bağımsız, özgür gazeteciliği yasaklama çabası içine girmiştir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni, gazeteci Can Dündar’ın bir savcı ile yaptığı,kendisinin ve hükümetin bazı üyelerinin de isimlerinin karıştığı yolsuzluk davası ile ilgili olarak yaptığı röportajı kendisine hakaret kabul edip dava açması basın ve ifade özgürlüğünü engelleme girişimidir, hukuk dışıdır.
Ayrıca, Milliyet Gazetesi Muhabiri Kemal Göktaş’ın, İzmir’de karakolda bir kadına polislerin yaptığı işkence ve kötü muameleyi görüntüleriyle haber yapması üzerine ilgili savcının  muhabir hakkında dava açıp 2 yıl 4 ay hapsini istemesi asla kabul edilemeyecek, basın özgürlüğüne, halkın haber alma hakkının engellenmesine yönelik baskı girişimidir.
Cumhurbaşkanı, kendisini eleştiren, iktidara yandaş olmayan gazetecilere, yazarlara, çizerlere ard arda tazminat davaları açarken, iktidar yandaşı olmayı seçen kimi yargı elemanlarının, iktidarın yan kuruluşu, iktidarın memurları gibi görev yaptıkları dikkat çekmektedir.
Gazeteci haber yazarken, röportaj yaparken yazacaklarının kimlere  dokunacağına, kimleri memnun ya da mutsuz edeceğine bakmaz. Burada tek ve evrensel kural  vardır, o da; yazdıklarının doğru, belgeli olmasıdır. Can Dündar ve Kemal Göktaş başta olmak üzere gazeteci ve yazarlara yönelik olarak açılan bu tür davalar sadece bu arkadaşlarımıza değil, tüm bağımsız gazeteci ve yazarlara, aydınlara yönelik tehdittir, gözdağıdır.
Gazetecilik mesleğine, gazeteciliğe yasak getirmekle  eş anlamlıdır.
Makamı ve görevi ne olursa olsun, ÇGD, bu tür hukuk dışı, baskıcı tutumların sahiplerine karşı, meslektaşlarımızın yanında, basın ve ifade özgürlüğü mücadelesini ödünsüz sürdürecektir.

Ahmet ABAKAY
Çağdaş Gazeteciler Derneği
Genel Başkanı



 HÜKÜMET İSTİFA
 19 Şubat 2015, Perşembe
 

İstanbul Kadıköy’de kartopu oynadığı sırada bir esnaf tarafından bıçaklanarak öldürülen gazeteci Nuh Köklü Ankara-Sincan’ın Yukarı Yurtçu köyünde toprağa verildi.

Türkiye Gazeteciler Sendikası ve Çağdaş Gazeteciler Derneğinin öncülüğünde 50 den fazla gazeteci cenaze töreninde hazır bulundu. Cenaze törenine TGS Ankara Şube Başkanı Esra Koçak, CHP Milletvekilleri Oğuz Oyan, Melda Onur, Hüseyin Aygün, Sezgin Tanrıkulu ve ÖDP Genel Başkanı Alper Taş da yer aldı.

HÜKÜMET İSTİFA

Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Başkanı Ahmet Abakay, Cami avlusunda yaptığı konuşmada şunları söyledi:

Gazeteci arkadaşımız Nuh Köklü vahşi cinayetlerin bir yenisinde yaşamını yitirdi.

Hem ÇGD adına, hem Dönem sözcüsü olduğum Gazetecilere Özgürlük Platformu adına, TGS Ankara Şube Başkanı Esra Koçak ile birlikte, Köklü’nün ailesinin, yakınlarının ve meslektaşlarımızın acısını yürekten paylaşıyoruz.

Nuh arkadaşımız örgütlü mücadelenin içinden gelen, TGS’nin ATV-Sabah grevinde öncülük yapan, bunun bedelini işsiz kalarak ödeyen kardeşimizdir.

Dikkat ederseniz son aylarda Türkiye cinayetler ülkesi, her alanda şiddetin kol gezdiği ülke haline sokuldu.

Daha kısa süre önce kameraman arkadaşımız Yılmaz Koçyılmaz, polisin baskısı ile kelepçe takılmasının ardından kalp krizi sonucu öldürüldü.

Üniversite öğrencileri Özgecan  Aslan’ın, Berkin Elvan’ın, Ali İsmail gibi birçok gencin cinayetleri çok taze.

TBMM’de iç güvenlik yasasına muhalefet eden milletvekillerinin kafası, gözü dağıtılıyor, kaburgaları kırılıyor. İç güvenlik yasa tasarısı ile faşizmin hukuksal altyapısı dayatılıyor.

İktidar Türkiye’yi Ortadoğu savaşının, bataklığının içine sokmuştur.

Türkiye bugün kimsenin can güvenliğinin, iş güvenliğinin olmadığı bir ülke haline getirilmiştir.

Bunun bir sorumlusu olmalı.Bunun sorumlusu ülkeyi yöneten iktidardır.

Türkiye’yi baskılar, cinayetler ülkesi haline sokan, toplumsal tahribat yaratan, kaosla yaşamaya mecbur eden bu baskıcı, zalim hükümet seçimleri bile beklemeden derhal istifa etmelidir. Görevi bırakmalıdır.

Ülkemizde barışı sağlayacak, kardeşlik ortamını yaratacak, demokrat, laik bir yönetim işbaşına gelmelidir. Türkiye bu baskıcı rejime ve yöneticilere layık değildir.


ÇGD Genel Başkanı Abakay


 KATİLLER CEZALANDIRILSIN, KATİLLERİ ARTIRACAK İÇ GÜVENLİK PAKETİ GERİ ÇEKİLSİN
 18 Şubat 2015, Çarşamba

Gazeteci Nuh Köklü, akıl almaz ve açıklanamaz bir cinayetle öldürüldü. Kameraman Yılmaz Koçyılmaz, polisin keyfi kelepçe ısrarı nedeniyle öldürüldü. Yaşadığımız ülke üniversite öğrencisi kadınların benzin dökülerek yakıldığı, insanların kartopu oynarken bıçaklandığı, polisin kelepçe takarken ölüme sebebiyet verdiği bir yer haline geldi. Hiç biri münferit olmayan bu olaylar şiddetin toplumsal yaşamın mayası haline getirildiğini gösteriyor. Bu ülkede kadın olmak veya kartopu oynamak öldürülmemize neden olabiliyor. Tüm bunlar, iktidar tarafından yaratılan nefret toplumunun korkunç sonuçlarıdır ve akasında Berkin Elvan’ın acılı annesinin miting meydanlarında yuhalatılması, Soma’da maden işçilerinin tekmelenmesi, iktidar tarafından kadınlığın sürekli aşağılanması, küçücük çocuklara terörist denmesi, esnafın polis ilan edilmesi, hakaret etmenin yönetim anlayışı haline getirilmesi vardır. Bunların arkasında Erdoğan’ın ve AKP’nin diktatöryası uğruna yaratılmış bir ülke vardır.

 

AKP iktidarı önümüzdeki dönemde, kendisine tek tehdit ve alternatif olarak gördüğü sokak hareketini bastırmak için ne gerekiyorsa yapmaya hazırlanıyor. Kendi dışındaki medyayı hem sermaye hem de mahkeme yoluyla abluka altına alan AKP iktidarı bir yandan da kendi seviyesiz ve saldırgan medyasını yaratıyor.

Hal böyleyken polis devleti uygulamalarını iyice yerleştirmek için hazırlanan İç Güvenlik Paketi, tüm toplum tarafından mücadele edilmesi gereken faşizmin yasalaşması ve nüveleri görünen olası bir iç savaşın hukukunu yaratmak istenmesidir. Bu, Yılmaz Koçyılmaz’ın ölümüne sebep olan olay ve kişilerin artırılarak hukuk içine sokulması çabasıdır. Böyle oldukça, AKP iktidarı döneminde yüzde bin 400 artan kadın cinayetleri daha da artacak, insanların kartopu oynarken veya kelepçe takılabilmesi için öldürülmesi normalleşecektir.

 

Meclis’te milletvekillerinin çekiçlerle saldırıya uğramasına bile neden olan bu paket bir an önce geri çekilmeli, gerçek adaletin tesis edilmesi ve demokratik hakların genişletilmesi sağlanmalı, Yılmaz Koçyılmaz, Özgecan Aslan ve Nuh Köklü’nün katillerinin cezalandırılarak benzeri yeni cinayetlerin yaşanmaması için tüm tedbirler alınmalıdır.

 

ÇAĞDAŞ GAZETECİLER DERNEĞİ GENEL YÖNETİM KURULU

ÇAĞDAŞ GAZETECİLER DERNEĞİ ANKARA ŞUBE YÖNETİM KURULU


 CUMHURİYET MUHABİRİ BARKIN ŞIK'I KAYBETTİK
 04 Şubat 2015, Çarşamba

 

Yaşamını kaybeden Cumhuriyet Gazetesi muhabiri arkadaşımız Barkın Şık yarın (5 Şubat 2015, Perşembe) ikindi namazının ardından Karşıyaka mezarlığında toprağa verilecek.

Barkın'ın ailesine, Cumhuriyet Gazetesi çalışanlarına ve tüm meslektaşlarımıza başsağlığı ve sabır diliyoruz. Çok üzgünüz.

Çagdaş Gazeteciler Derneği



 
 
© Tüm Hakları Saklıdır. 2015   |   bilgi@cgd.org.tr