BASIN KARTI YÖNETMELİĞİNİN İPTALİ DAVAMIZDA CUMHURBAŞKANLIĞI SAVUNMA VERECEK
 25 Haziran 2019, Salı

Toplumsal birlikteliğin ve ilerlemenin en önemli etkenlerinden düşünce ve ifade özgürlüğü ile basın özgürlüğüne yönelik sistematik bir şekilde yıllardır devam eden baskılara, Çağdaş Gazeteciler Derneği olarak dün olduğu gibi bugün de karşı durmaktayız. Sansür ve otosansür başta olmak üzere baskının her türlüsüyle karşı karşıya kalan mesleğimize yönelik son dönemde en tehlikeli girişimlerden biri de 14 Aralık 2018 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanan yeni Basın Kartı Yönetmeliği’ydi. Söz konusu yönetmelikle Türkiye’de fiili olarak kurulan ‘yandaş gazetecilik’ resmileştirilmeye çalışılmaktaydı.

     İktidarın, basın kartları aracılığıyla gazetecileri ‘saray kapıları’ önünde sıraya dizmeyi amaçladığı Basın Kartı Yönetmeliği’ne karşı ‘özgür bir toplum için basın özgürlüğü’ anlayışıyla hukuki haklarımızı kullanarak yargıya başvurduk. 12 Şubat 2019 tarihinde Danıştay’a verdiğimiz dava dilekçemizde, yönetmeliğin bazı maddelerinin Anayasa ve yasalara aykırılık içermesi nedeniyle yürütmesinin durdurulması ve iptalini talep ettik. İdarenin keyfi tutumlarına yol açan, kartların gazeteciler üzerinde bir baskı aracı olarak kullanılmasını sağlayacağı tartışmasız yeni Basın Kartı Yönetmeliği’nin 6, 14, 15, 25, 29 ve 30’uncu maddelerinin Anayasa ve yasalara aykırılıklarını, ayrıntılı şekilde tek tek anlattığımız dilekçemizde, idareye yasalarla çelişen ve yasaların sınırlarını aşan yetkiler verildiğine dikkat çektik.

     Açtığımız davada Danıştay 10. Daire, iddialarımızı yerinde bularak, dört ay sonra konunun tarafı ve yönetmeliğin sahibinden savunma istedi. Danıştay 10. Daire’nin verdiği ara kararda, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı'nın söz konusu yönetmeliğe ilişkin savunmasını hazırlaması istendi.

     Danıştay’ın aldığı bu ara karar vesilesiyle bir kez daha bu davanın sıradan bir idari işleme karşı açılmış bir dava olmadığını hatırlatmamız gerekmektedir. Yeni Basın Kartı Yönetmeliği’nin, toplumsal özgürlükleri, halkın gerçekleri öğrenme ve haber alma hakkını doğrudan etkileyecek bir düzenleme içerdiği unutulmamalıdır. Yönetmelikten önce başlayan, yönetmelikle üst noktaya ulaşan basın kartları üzerinden mesleğimize yönelik baskılar, uzun zamandır ciddi sorunlara neden olmaktadır. Son 3 yılda 2 bin 397 gazetecinin basın kartı iptal edilirken, 2019 yılının sadece Mayıs ayına kadar geçen dört aylık süreçte kartı iptal edilen gazeteci sayısı 682 oldu.

     Yılda en az üç kez toplanması gereken basın kartı komisyonu bir yılı aşkın süredir toplanmamakta. Basın kartı almayı hak etmiş yüzlerce gazeteci sadece bir imza için komisyonun toplanmasını tam bir yıldır beklemektedir. 21 Mart itibariyle ismi komisyonda bekleyen gazeteci sayısı 997'dir.

     Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı, uzun yıllardır sorunsuz biçimde yapılan basın kartı dağıtma işini bile ciddiye almamıştır. Tüm işlerin başında tek yetkili olarak bulunması sistemi kilitlemiştir. Bürokratik gerekleri yerine getirmeyi küçümseyip ihmal ederken, hükümetin algı operasyonlarını yönetmeye odaklanmıştır.

     Sarı basın kartı, sistematik olarak gazeteciliği itibarsızlaştıranlar tarafından gazeteciye somut hiçbir faydası olmayan bir kart haline getirilmiştir. Bununla birlikte devlet kurumları son yıllarda gazetecileri basın kartı olup olmaması üzerinden ayırmaya başlamıştır. Gazeteciler, hem hak ettiği kartı vermeyen hem de ona kart soran bir bürokratik yapıyla karşı karşıyadır.

     Geldiğimiz aşamada Danıştay’ın basın özgürlüğünü esas alarak karar vereceğini umuyoruz. Bununla birlikte asıl sorumlu Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığına bir kez daha çağrı yapıyoruz. İletişim Başkanlığı, basın meslek örgütlerinin itirazlarını dikkate alarak, yeni bir yönetmelik hazırlamalı, basın kartı komisyonu yapısını değiştirmeli ve bir an önce toplayarak gazetecilere basın kartlarını vermelidir.

Basın kartı yönetmeliği iptal edilmelidir.

Türkiye’de basın kartı gazeteciliğin göstergesi değildir.

Basın kartlarını verecek komisyon basın meslek örgütleri temsilcilerinden oluşmalıdır.

ÇAĞDAŞ GAZETECİLER DERNEĞİ YÖNETİM KURULU


 Bayramı cezaevinde geçirmek zorunda kalan gazeteciler yalnız değildir!
 04 Haziran 2019, Salı

Ülkemizde hemen her gün yargı eliyle bir hukuk cinayeti işleniyor. Ne yazık ki bu  cinayetlerin büyük çoğunluğu, mesleğimize ve meslektaşlarımıza yönelik saldırı ve soruşturmalarda görülmekte. 

Demokrasinin en temel kurumu olan ve bütün öteki özgürlüklere kaynaklık eden düşünceyi ifade ve basın özgürlüğüne dönük yıllardır süre gelen baskı ve saldırılar, son yıllarda artarak devam etmekte; mesleğimizin görev ve sorumlulukları kapsamında eleştiride bulunan gazeteciler istisnasız şiddetle susturulmaya çalışılmaktadır.

Mevcut siyasi iktidar ve küçük ortağının gazeteciliği düşmanlaştırma, haberciliği ‘terör faaliyeti’ gösterme çabalarına, geldiğimiz aşamada yargı mercileri de dahil olmuştur. Meslektaşlarımıza öldürme kastıyla saldırıları cezasız bırakan mahkemeler, eleştiri hakkını kullanan meslektaşlarımızı cezalandırmaktan geri durmamaktadır. Derneğimizin Bursa Şube yöneticisi Ozan Kaplanoğlu da yargının son dönemdeki hukuk cinayetlerinden birine kurban edilmiştir. Olmayan bir örgütle bağlantı kurularak daha önce cezalandırılan ve kısa bir dönem cezaevinde kalan yöneticimiz Kaplanoğlu, bu kez AKP Genel Başkanı ve aynı zamanda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan aleyhine sloganlar atılan bir yürüyüşe katılması gerekçesiyle cezalandırıldı ve tam da Erdoğan’ın, ‘Yargı Reformu Strateji’ belgesini adı altında temel hak ve özgürlüklerin genişletileceğini açıkladığı günlerde Bursa Cezaevi’ne konuldu. Her hangi bir suç niteliği taşımayan, hatta demokratik bir hakkın kullanımı kapsamındaki söz konusu yürüyüş bahane edilerek Kaplanoğlu’nun susturulmak istendiğinin ve bu davanın hukuki değil siyasi olduğunun farkındayız.

Çağdaş Gazeteciler Derneği olarak 41 yıllık tarihimizde üyelerimiz ve yöneticilerimiz, kimi zaman öldürüldü, kimi zaman yaralandı, kimi zaman bu gün olduğu gibi cezaevlerine konuldu. Yaşadıklarımız hiçbir zaman bizleri, halkın haber alma hakkı, gerçeklerin ortaya çıkartılması, özgür ve bağımsız gazetecilik ilkelerinden ve bu faşizme karşı mücadeleden geri adım attırmadı. Dün olduğu gibi bugün de Türkiye’nin demokratikleşmesi, düşüncelerin özgürce ifade edilmesi, basın özgürlüğünün hakim kılınması yolunda her türlü mücadeleyi vereceğimizden kimsenin kuşkusu olmasın.

Bir bayramı daha, haksız ve hukuksuz bir şekilde özgürlüklerinden alıkonularak, cezaevinde geçiren tüm meslektaşlarımızı saygıyla selamlıyor; Türkiye’de, mesleğini yapan tek bir gazetecinin cezaevlerinde olmadığı bayramlar kutlamayı diliyoruz.

Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Yönetim Kurulu


 Gazetecilere yönelik saldırılara iktidar tepki vermelidir
 29 Mayıs 2019, Çarşamba

İktidar, gazetecilere yönelik saldırılara hızlı tepki vermelidir yoksa bu şiddet sarmalı onu da yutar!

Düşünce ve ifade özgürlüğü ile basın özgürlüğü konusunda sicili hayli kabarık olan Türkiye’de, ne yazık ki basına yönelik baskıların her türlüsüne şahit olmaktayız. Siyasi iktidarın zemin sağladığı gazetecilere açılan davalar ile gazetelere yönelik mali baskılar bir yandan devam ederken, bu baskılar son günlerde fiili saldırı düzeyine ulaşmış durumdadır. Meslektaşlarımız yaptıkları haberler nedeniyle açıkça tehdit edilmekte, sonrasında da ‘belirli bir siyasi anlayış’a sahip kişiler tarafından darp edilmektedir.

Mayıs ayı içinde, 15 günü kapsayan bir dönemde peş peşe meslektaşlarımız yaşadıkları illerde uğradıkları saldırılar sonucu yaralanmıştır. Yeniçağ gazetesi yazarı Yavuz Selim Demirağ, 10 Mayıs günü, program yaptığı televizyon kanalından ayrılıp evinin önüne geldiği sırada 6 kişinin sopalı saldırısına uğramış ve ağır yaralanmıştır. Demirağ’a saldıranlar ertesi gün gözaltına alınsa da, polise verdikleri ifadenin ardından serbest bırakılmıştır. Kamuoyunda Milliyetçi Hareket Partisi’ne (MHP) ilişkin son dönemdeki eleştirel görüşleriyle bilinen Demirağ’a, kimlerin gözdağı vermek istediği ortadadır. Bu olaydan beş gün sonra, 15 Mayıs tarihinde Derneğimizin Antalya Şubesi üyelerinden Akdeniz’de Yeni Yüzyıl gazetesi yazarı, gazeteci İdris Özyol, akşam saatlerinde gazetenin önünde bir grup tarafından darp edilerek yaralandı. İdris Özyol’un, MHP Muratpaşa İlçe Başkanı Talu Bilgili’nin tehditler savurduğu Muratpaşa Belediyesi Meclisi’ndeki görüşmelere ilişkin yazı ve sosyal medya paylaşımları sonrası saldırıya uğraması ve şüpheli saldırganların, saldırıyı gerçekleştirmelerinin ardından kamera kayıtlarından MHP Muratpaşa İlçe Başkanlığı’na girmesi, bu saldırının da hangi anlayıştan beslendiğini net olarak gösterdi. Saldırganlardan 2’si gözaltına alındı ancak ifade vermelerinin ardından serbest bırakıldı. Özyol’a gerçekleştirilen saldırıdan beş gün sonra aynı ilde başka bir gazeteciye ikinci bir saldırı oldu. Güney Haberci portalının Genel Yayın Yönetmeni Ergin Çevik, 3 kişi tarafından Aksu ilçesinde darp edildi. Çevik’in, Kundu’daki Orion Pazarı ile ilgili ihaleye ilişkin “Kallavi katmerli peşkeş” yazısı nedeniyle saldırıya uğradığı ifade edilirken, saldırı öncesi Çevik’in bürosuna giden saldırganların, sekretere, Çevik’i sorup, büroda olmadığının söylenmesi üzerine “Ona Kundu’dan selamımızı söyleyin. O anlar” tehdit mesajı savurdukları ortaya çıktı. Bir sonraki saldırı haberi, dört gün sonra Adana’dan geldi. Adana’da günlük yayın yapan Egemen gazetesinin kurucusu Hakan Denizli, 24 Mayıs günü evinden çıkarken, kızı ve torununun yanında silahlı saldırıya uğradı. Denizli’ye saldıranın bir kişi olduğu belirtilirken, kimliği hala tespit edilmiş değil. Saldırıların son halkası Ankara’da yaşandı ve gazeteci, yazar Sebahattin Önkibar, 25 Mayıs günü evinin önünde saldırıya uğradı. Önkibar, evine yaklaştığı sırada iki araçtan inen 3 kişinin önünü kestiği ve kendisini yumruklamaya başladığını söyledi. Önkibar, saldırıyı yapanları, “Tahminim, Ülkücülükten geçinen kopillerdir” diye tanımlarken, bir süre sonra gözaltına alınan 4 kişi, emniyetteki ifadelerinin ardından sevk edildikleri mahkemece adli kontrol şartıyla salıverildi. Önkibar’a saldırıda kullanılan araçların kiralandığı ortaya çıktı. Her kesimden saldırıya tepki gösterilmesi beklenirken, MHP’den yapılan açıklamayla Önkibar hakkında MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye ilişkin görüş ve yazıları nedeniyle suç duyurusunda bulunulması ve bunun zamanlaması manidardır.

Gazetecilere yönelik söz konusu saldırılarda iki nokta özellikle dikkat çekmektedir. Kimlikleri tespit edilen saldırganların ağırlıklı olarak MHP siyasi görüşüne sahip kişiler olmaları ile yakalanmalarının ardından tutuklama işlemine gerek duyulmaksızın salıverilmeleri, üzerinde önemle durulması gereken konulardır. Şu anda iktidarın küçük ortağı konumundaki söz konusu partinin siyasi görüşünün, başta değerli meslek büyüğümüz Abdi İpekçi’nin 1979 yılında uğradığı suikast olmak üzere birçok şiddet olayının temelini oluşturması, bugün yaşanan saldırıların münferit değil organize ve sistematik olduğuna işaret etmektedir. Söz konusu partinin Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, yakın zamanda bizzat isim vererek ve hatta gazete ilanlarıyla gazetecileri tehdit ettiği de gün gibi ortadayken, meslektaşlarımıza yönelik saldırıların ciddiyetle üzerine gidilmesi şarttır.  Saldırganların ifade vermelerinin ardından salıverilmesi de saldırganlara, başlarına bir şey gelmeyeceği teminatının verildiği anlamı taşımaktadır. Hiçbir saldırının haklı ve hukuki bir dayanağı olmayacağı tartışmasızken, gazetecilere yönelik saldırılara asla bir dayanak bulunamaz. Mesleklerinin gereği halkı bilgilendirme misyonuyla var olan gazetecilere saldırmak, belli odakların çıkar ilişkilerinin bozulması ya da kirli ilişkilerin ortaya çıkarılmasını engellemekten başka bir anlam taşımaz.

Türkiye’de yıllardır süre gelen sansür, darp, gözaltı ve tutuklamalarda büyük payı olduğundan zerre kuşkumuz bulunmayan AKP iktidarının, bu son saldırılar konusunda özellikle uyarılması gerekmektedir. Saldırıların önüne geçilmesi, uzun süredir devam eden seçim tansiyonunun yenilenecek olan İstanbul seçimleriyle birlikte düşmeyeceği de göz önüne alındığında çok daha önemlidir. Gazetecilere yönelik bu saldırılar hangi odak tarafından organize ediliyorsa zaman geçirmeksizin üzerine gidilmelidir, aksi halde bu şiddet sarmalı iktidar da dahil hepimizi yutabilir.

Dernek yöneticileri olarak saldırıya uğrayan meslektaşlarımızla yaptığımız görüşmelerde, basın özgürlüğü yolunda dayanışmamızı iletirken, yürütülecek her türlü mücadeleyi, basın dayanışması çerçevesinde birlikte gerçekleştireceğimizi bir kez daha ifade ediyoruz.


 TRT halkındır, şirketleştirilemez
 21 Mayıs 2019, Salı

Türkiye Radyo Televizyon Kurumu (TRT), bilindiği üzere Türkiye’de kamu yayıncılığı misyonunu üzerinde taşımaktadır. Kurumun bu sorumluluğu, Anayasa ve yasasındaki hükümlerle tanımlanmış; gelirlerinin yüzde 80’inin elektrik faturasındaki TRT payı ile satın alınan cihaz başına bandrol bedeli adı altında yurttaşlardan toplanan paralardan oluşması da kamusal niteliğinin, dolayısıyla kamu yayıncılığının en net göstergelerinden biridir. Diğer bir ifadeyle TRT halkın öz varlığıdır ve halkın sesi olmalıdır.

TRT, üzerinde taşıdığı ‘kamu yayıncılığı” görevini, kamunun tümünü esas alması halinde yerine getirmiş olacaktır, yoksa kamuyu yönetenlerin siyasi aklını değil. Bu da gazeteciliğin özü olan nesnelliğin sağlanmasıyla mümkündür. TRT, ancak bu yolla hem yasaların hem vatandaştan toplanan paralarla oluşan bütçesinin gereğini, yani kamu yayıncılığını yapmış olur.

TRT üstlendiği bu önemli misyonu ne yazık ki son yıllarda neredeyse tamamen yitirmiş durumdadır. Siyasi iktidarın özel kanallara yönelik çeşitli yollarla kurduğu baskılar sonucu, tarafsız ve bağımsız yayıncılığın gittikçe sona ermesinin etkileri TRT’de de yoğun olarak yaşanmış ve gelinen aşamada TRT, kamu yayıncılığından uzaklaşarak haberinde ve program tercihlerinde adeta siyasi iktidarın ekranı haline getirilmiştir. TRT’de aralıksız devam eden bu tahribatın son aşamalarından biri, bugünlerde yaşanmaktadır. TRT, halkın paralarıyla finansa edilen ancak sadece siyasi iktidara hizmet eden bir şirkete dönüştürülmek istenmektedir. TRT’yi, yıllardır dış yapımlarla belli siyasi görüşe sahip olanlara kaynak aktarma kurumu haline getirenlere bu da yeterli gelmemiş olacak ki mevzuat değişiklikleriyle TRT bünyesinde şirketler kurulması ve başka şirketlere ortak olunmasının yolu açmıştır. Buradaki amacın, halktan toplanan paraların hesapsız, kitapsız harcanması olduğu kuşku götürmez bir gerçektir.

TRT’deki bu dönüşümün yarattığı tehlikelerden biri de personel rejimindeki değişikliktir. Söz konusu şirket statüsü, TRT’de aylardır personel kıyımına neden olmaktadır. 1786 kişinin ‘teşvik’ adı altında ikna odaları vasıtası ile emekli edilmesi daha çok taze bir gelişmeyken, sıra TRT emekçilerinin sürgününe gelmiştir. Üretken, kamu yayıncılığı bilincine sahip, tecrübeli emekçilerinden 169’u, ‘İstihdam Fazlası Personel’ (İFP) denilerek, başka kurumlara gönderilmek üzere Devlet Personel Başkanlığı’na bildirilmiştir. Yapılan bu işlem, TRT’de yıllardır süren siyasi kadrolaşmanın yeni kılıfıdır. Çünkü, bir yandan bu uygulamaya gidilirken diğer yandan kuruma personel doldurulmaktadır. En son geçen ay, sadece Anadolu Ajansı üzerinden 280 kişinin kuruma alındığı bilinmektedir.

TRT’de yaşananlar, bir yayıncılık kültürü, anlayışı ve sorumluluğunun yok edilmesidir. Kamu yayıncılığı sorumluluğunu hiçe sayarak iktidarın kirli bülteni haline getirilen TRT’deki dönüşüm, güvencesiz istihdam biçimiyle tahkim edilmektedir. Meslek ilkelerimiz, güvenceli çalışma ve tabii ki kamu yayıncılığını savunmayı varlık nedeni gören Çağdaş Gazeteciler Derneği olarak, TRT’deki bu hukuksuzluğa karşıyız ve her platformda TRT emekçileriyle dayanışma içinde olduğumuzu ifade ederiz.

Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Yönetim Kurulu


 24. Olağan Genel Kurul Duyurusu
 05 Mayıs 2019, Pazar

Çağdaş Gazeteciler Derneği

24. Olağan Genel Kurul Duyurusu

 

Çağdaş Gazeteciler Derneği 24. Olağan Genel Kurul toplantısı, 19 Mayıs 2019 Pazar günü saat 11.00’de Elektrik Mühendisleri Odası Genel Merkezi Konferans Salonu’nda; Ihlamur Sokak No:10 Kızılay Çankaya Ankara adresinde yapılacaktır.

Çoğunluk sağlanamadığı takdirde Genel Kurul 26 Mayıs 2019 Pazar günü saat 11.00’de aynı adreste çoğunluk aranmaksızın yapılacaktır.

 

Genel Kurul gündemi şöyledir: 

1-    Açılış ve saygı duruşu 

2-    Divanın oluşumu

3-    Açılış konuşması

4-    Çalışma ve Denetim Kurulu raporlarının görüşülmesi ve ayrı ayrı aklanması

5-    Örgüt yapısı ve şubelerle ilgili konuların görüşülmesi

6-    Tüzük değişikliği

7-    Seçimler 

8-    Dilek ve temenniler

9-    Kapanış


Çağdaş Gazeteciler Derneği Genel Yönetim Kurulu 

 

 


 
 
© Tüm Hakları Saklıdır. 2019   |   bilgi@cgd.org.tr