YALNIZCA IŞİD DEĞİL DESTEKÇİLERİ DE KATİLDİR
 20 Ağustos 2014, Çarşamba

Irak ve Suriye topraklarında ölüm saçan İslamcı terör örgütü Irak Şam İslam Devleti (IŞİD), dün de bir gazeteciyi katletti.

İnternet üzerinden yayımladığı görüntülerde Amerikalı gazeteci James Wright Foley’i hunharca öldürdüğü görülen IŞİD, bulunduğu coğrafyayı katliam yuvası haline getirdi.
Ortadoğu’daki halklara karşı soykırıma girişen bu terör örgütü, biliyoruz ki kimi devletlerce desteklenmektedir. Ne yazık ki bu destekçi devletlerin arasında Türkiye’nin de olduğu ısrarla ve güçlü biçimde iddia edilmektedir. Tırlar dolusu mühimmat ve askeri malzemenin Türkiye’den güneye doğru gönderildiği herkesin malumudur.
Bilinmelidir ki destekçileri de, Ezidiler ve Türkmenler başta olmak üzere önüne gelen herkesi toplu biçimde öldüren, kadınlara ve küçük çocuklara tecavüz eden, pazarlarda satan bir örgüt olan IŞİD’in işlediği her suçun ortağıdır; katildir.
Ülkeyi 12 yıldır yöneten AKP iktidarı ve bu yıllar içinde ülkedeki bütün kötülükleri elbirliği ile yaptığı tüm cemaat, topluluk ve çeteler, bu katliamlarda pay sahibidir.
Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası toplum derhal devreye girmeli, bu terör örgütünün neden olduğu akıl almaz katliamlara son verilmeli, gazetecilerin bu bölgede mesleklerini güvenle yapmaları sağlanmalıdır.

ÇAĞDAŞ GAZETECİLER DERNEĞİ
GENEL YÖNETİM KURULU

 


 Gazeteci cinayetini kınıyoruz
 10 Ağustos 2014, Pazar

Silahlı IŞİD çetelerinin Maxmur'a yönelik saldırısı sırasında bölgede gelişmeleri duyuran Kürt medyası çalışanlarından ANF'nin bölge muhabiri Deniz Fırat atılan bombanın şarapnel parçalarının vücuduna isabet etmesi sonucu yaşamını yitirdi.

Ne yazık ki, öldürülen gazetecilere bir arkadaşımız daha eklendi.
Bu cinayete IŞİD'e destek veren iktidarın ortak olduğu açıktır.
ÇGD olarak kadın meslektaşımız Deniz Fırat'ın ailesine, yakınlarına tüm basın camiasına  başsağlığı diliyoruz.

Çağdaş Gazeteciler Derneği
Genel Yönetim Kurulu



 ÇGD: Af edersiniz Başbakan haddini bilecek!
 08 Ağustos 2014, Cuma

Başbakan Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaştıkça bir yandan alışık olduğumuz mağdur rolünü oynuyor bir yandan da önüne gelene hakaret etmeye devam ediyor.

İslamcı terör örgütlerine yardım ve yataklık ettiği iddia edilen, Aleviler ve Ermeniler başta olmak üzere “kendisi gibi” olmayan herkese hakaret eden ve böylece iç savaş koşullarını olgunlaştıran Erdoğan, bütün bunlara rağmen, seçildiği takdirde bütün Türkiye’nin cumhurbaşkanı olacağını söylüyor.

Erdoğan son olarak, Müslümanlık demogojisiyle yine bir gazeteciye saldırmış, kendisini ve yayın kuruluşlarını hedef göstermiştir. Kendisi dışında herkesin söylediğini ucuz bir polemik ve nefret siyasetinin konusu haline getirmeyi amaç edinen Erdoğan bu yolla kendi seçmenini diri tutmayı hedefliyor fakat toplumsal bağları zayıflatıyor.

Herkese hakaret eden, herkesi tehdit eden, saygısız, küfürbaz ve kindar Erdoğan’ı terbiyeye ve gazetecileri hedef göstermekten vazgeçmeye davet ediyoruz.

Bu ülkede haddini bilmesi gerekenlerin başında Erdoğan bulunmaktadır.

ÇAĞDAŞ GAZETECİLER DERNEĞİ
GENEL YÖNETİM KURULU



 24 Temmuz sansürün kaldırılışının yıl dönümü
 23 Temmuz 2014, Çarşamba
Derneğimiz ÇGD'nin de kurucuları arasında bulunduğu Gazetecilere Özgürlük Platformu'nun 24 Temmuz sansürün kaldırılışının yıl dönümü nedeniyle yaptığı açıklama:

Bugün 24 Temmuz Basın Özgürlüğü İçin Mücadele Günü...

106 yıl önce, o zamanki istibdat rejiminin sultanı 2'nci Abdülhamit'in basına koyduğu sansürün 2'nci Meşrutiyet'in 24 Temmuz 1908'de ilanıyla birlikte kaldırılması, 1946'da henüz kurulan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından "Basın Bayramı" ilan edilmişti.

25 Temmuz 1908'de basılan ilk sansürsüz gazeteler yok sattı. Bu da, gazetelerin iyi satması ya da başka bir ifadeyle yaşayabilmesi için özgür olmaları gerektiğini, okurun ise özgür ve sansürsüz bir basına büyük ihtiyaç duyduğunu ve onu ödüllendirdiğini gösteren bir olaydı.

Bugün de gazeteciler ve medyanın var olabilmek için özgürlüğe, halkın da haber alabilmek için özgür bir medyaya şiddetle ihtiyaç duyduğu bir dönemden geçiyoruz.

Nasıl başka türlü düşünebiliriz?

Çünkü cezaevlerinde hâlâ çok sayıda gazeteci var.

Gazetecilerin teröristlikle suçlanarak hapsedilmesinde kullanılan TMY ve TCK maddeleri yerinde duruyor.

Gazeteci güvenliğine yönelik tehdit giderek artıyor.

Yüzlerce gazeteci ve yazar iktidar baskısı neticesinde işlerini kaybetmiş bulunuyor.

Siyasi iktidar, medya kuruluşlarını ve hatta doğrudan muhabirleri hedef gösteriyor.

Polisin toplumsal olaylarda gazetecilerin görevlerini serbestçe yapmasına engel olması neredeyse sistemli bir hal almış durumda.

Dolaylı sansür ve otosansür artık ana akım medyada sıradanlaşmıştır.

Özgür bir medya demokrasinin ayrılmaz parçası ve olmazsa olmazıdır. Medyanın özgür olmadığı ülkeler demokrasi olarak adlandırılmayı hak etmezler.

Medyanın özgür olmadığı mevcut şartlarda 24 Temmuz'u "Basın Bayramı" olarak kutlamamız da mümkün değildir.

#basınözgürolsaydı, son birkaç yıldır mecbur kaldığımız gibi bugüne
#basınözgürlüğüiçinmücadelegünü değil, elbette "Basın Bayramı" derdik.

O bayramın yakında geleceği ümidiyle...

Gazetecilere Özgürlük Platformu



 Başbakan’ın basına “yazma, çizme, konuşma” yasağı kabul edilemez
 17 Haziran 2014, Salı

Başbakan Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin Musul Başkonsolosluğu'nu basan, Başkonsolos'un da aralarında bulunduğu 49 kişiyi ve ayrıca 31 şoförü rehin alan, toplu katliamlar yapan IŞİD adlı terör örgütünün eylemleri konusunda medyaya, “Yazmayın, çizmeyin, bu konuda konuşmayın” isteğinde bulunuyor, talimatlar veriyor.
Yazma, çizme, konuşma yasağı ilan ediyor.

Bu talimat, kendilerini iktidarın yanaşması, emir eri gibi gören birtakım kişiler için bir anlam ifade edebilir. Ancak bağımsız ve özgür düşünen gazeteciler, yazarlar için bu sözlerin hiçbir anlamı yoktur.
Söylendiği anda ÇGD tarafından çöpe atılmıştır.

Gazeteciler, yazarlar, çizerler Başbakanlığın, bakanlıkların memurları değildir. Sorumlu ve özgür gazeteciler, yazarlar, hem dünyada hem Türkiye’de yaşamlarını vererek, cezaevlerinde yatarak, baskı görerek, işten atılarak, yani, ağır bedeller ödeyerek gazeteciliğin evrensel ilkelerini, halkın haber alma hakkını savunan bir geçmişe, onurlu bir mirasa sahiptirler, bu mirasın savunucuları olarak varlıklarını sürdürmektedirler.
Gazetecilere, yazarlara, ”otur, kalk, yaz, yazma, konuş, konuşma” talimatı vermek, başbakan dahil hiçbir kişi ve makamın hakkı ve haddi değildir.
Başbakan bu tutumuyla bir kez daha medyaya kısıtlama getirmekte, gazetecilerin yazarların gerçekleri yazması, konuşması yerine penguenlerin yazılmasını, konuşulmasını istemektedir.
Öte yandan Başbakan’ın bu konuşmasının hemen ardından Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin bu konuda yayın yasağı kararı alması da çok manidardır. Adeta Başbakan’ın talimatının yerine getirilmesi algısını yaratmaktadır.
Mahkemenin bu kararı Sıkıyönetim ve Olağanüstü hal dönemlerini hatırlatmaktadır. Yargının bu tür kararlarla  basın, düşünce ve ifade özgürlüğünü, halkın haber alma hakkını engellediğini hatırlatmayı görev sayarız. Bu anti-demokratik bir karardır.
Başbakan ifade özgürlüğünü kısıtlamaya çalışarak sorumluluktan kaçmak istemektedir. Başbakan, basın özgürlüğüne el uzatmaktan bir an önce vazgeçmeli ve terör örgütünün elindeki yurttaşların kurtarılmasını sağlamalıdır. Mahkemeler de "bağımsız" olduklarını ve hukukun üstünlüğünü hatırlamalıdır.

Çağdaş Gazeteciler Derneği
Genel Yönetim Kurulu



 
 
© Tüm Hakları Saklıdır. 2014   |   bilgi@cgd.org.tr